Profil de kenanKÜLTÜR VS SANATPhotosBlogListesPlus ![]() | Aide |
|
28 janvier Carlos Nuñez Video Arşivi
Adnan Yücel Direnç Çiçeği -Aysel Zehir için- Yarım kalan hiçbir yolculuk yok bu yaşamda Birbirine Karıştırılan hiçbir boyut yok Onbeş yaş nedir ki Yılların sözle çizilen anlamında Ya bir duygu selidir aralıksız Ya da bir inanç fırtınası yüreğin Dirence açılan gençlik koylarında Bir devrin sembolü diyorlar şimdi adına Toprağa ölüm düştükten sonra Hiroşima’da Tüm bitkilerden önce yeşeren bir açelya Şimdi Kadıköy-Rıhtım’da Neyi çağrıştırıyor sana Sen söyle ey direnç çiçeği-neyi Liseli bir kız iken / saçlarında rüzgarlar Cevizli tekelinde / ellerinde yarınlar Elleri utandırır Gözündeki söz senin / içindeki öz senin Bir köpük onur uğruna kuruyan ırmaklar Ve gelenek denizlerinde ezgilenen ışıklar Henüz dile gelmedi İstanbul’u ezen suskunluğunda senin Gazetelerde resimlerinle dolarken sayfalar Nedense söyleşilerde yalnızca Beyin hücrelerine yöneltiliyor sorular Sense ölüm rengine inat Tan maviliğince susuyorsun Yalnızca geçmişin Gelecekteki ölümsüz sesini yanıtlıyorsun Hani çok çok övmekten korktuğun O bin renkli açelyanın inançlı sesini Yanıtlıyorsun-gülümsüyorsun-susuyorsun Bağrıdaki besteler / yüzündeki ezgiler Dile gelmez sözlerin / bilinmez ki ne söyler Dilleri utandırır Gözündeki söz senin / içindeki öz senin Ey ovaların ateş ateş çölleştiği yerde Toprağın ırmak ırmak yüreklenişi sen Yarınlara selamını iletsin diye adın Damarlarına bağlanan yaşamı Ölümü kucaklarken ellerinle kopardın Kurtarmak için enginlerin anlamını Gökyüzünü yere indirdiğinden beri Ya da silmek için bir damlanın yüzünü Bir okyanusun kucağına bastığından beri Ve bıçak sırtı bir dönem uğruna Bütün zamanı omuzlarına aldığından beri Adın bir açelyadır artık senin Koynuna ölüm düşürülen bütün topraklarda Bir açelya Askıda falakada / her mevsimde dört açan Hücrede zindanlarda / güneşsiz ışık saçan Günleri utandırır Gözündeki söz senin / içindeki öz senin Yepyeni sözcükler yeşeriyor şimdi Alnının ışıklı yamaçlarında Yüreğini içmek gerek duymak için Soluğunu solumak gerek Her dalıp gidişinde bin şiir çıkarıyor belki gözlerin Yaşama gözlerinle dalmak gerek Bir devrin sembolü diyorlar şimdi adına Dolar dolar gözlerin / varılmaz ki gizine Bir damlası bile / dökülmez ki yüzüne Selleri utandırır Gözündeki söz senin / içindeki öz senin *************************************************** Sen ki Anlarsın Kendini bir suyun akışında Ve suları kendi bakışlarında Bulabilenler bilir bu türküyü. Sen ki anlarsın Bir türkü uğruna Çileler çekerdin yıllar boyu. Soluğunda Yaban menekşelerinin kokusu. Gözlerinde Serin pınarların uğultusu. Dağlar seni yaşardı her gün Ormanlar sıcak dostluğunu. Ne zaman çatlasa bir kaya Bir çığlık düşse sulara Irmaklar Adını çizer toprağa. Değil mi ki Hep o yangınların adına Adına belasına Özlemi duyulunca özgürlüğün Öfkesini göklere çalan Bir şimşek gibi dalardın yaşama. Sen ki anlarsın bu yaşamı Aşklar şimdi hücrelerde tutsak Düğünler kelepçeli Doğumlar Ve çocuklar zindanlarda. Bunları nasıl anlatayım sana Bu türküleri nasıl çağırayım Bu ninnileri nasıl. Ölüme Kapkara bir kaygı değil artık Bembeyaz Bir kitap diyoruz koltuğumuzda. Kitapların göğüslerinde kan Bu kanı nasıl okuyayım sana. Şimdi devleşen bir öfkenin Ve sınırlar ötesi bir özlemin Bildirisi okunurken her gün Her saat, her dakika, Can çekişen Bir çağı yaşıyoruz dünyada. Sen ki anlarsın bu yaşamı Okul yolunda telaşlı bir öğrenci Bir grev gözcüsü işyerinde Okunan kitap Yazılan defter Yükselen bilinç Ve eriyen cevher Şimdi sabahın ala şafağında Doludizgin Bir at gibi giriyor sulara. ******************************************************** Acının Rengi ..ey acılara tat veren güzellik Yüreğimize hoşgeldin Geldin de Çiçekli dallara döndürdün öfkemizi Artık ister dolu yağsın ömrümüze İsterse kar Biz ki bildikten sonra sevmeyi Bütün sabahlar Acı renginde olsa ne çıkar ***************************************************** Acıya Kurşun İşlemez Sabrın çalkalanıp taştığı sulardadır Çığlıklarla parçalanmış uykularda Buruşturulup atılmış aşklarda Ve çalınmış mutluluklardadır Ses ile yürek Büyük rüzgarların o yanık şarkısı Hala yüselir içimizden dağılır Coşkunun doruklarında sürer yankısı İlk kurban adanıtken bir nehire Korkunun ilk nişanında başlamıştır Gözyaşının ilk damlasından kalma yaslı baharlarla gelmiştir bugüne Kanla yazılan yasalarala Açlığın otağ kurduğu sabahlara Ve sonuçsuz kalan ahlarla gelmiştir Acıya kurşun işlemez artık ölüm bile bu acıyı cellat bilmiştir Yok bundan böyle ter yarası Zincir tutsaklığı ve sabır Kırbaç yalvartması sessizliğin Can pazarı ve kahır yok Her şey yaşanan şu gün gibi gerçek Adımız halk olduğu günden beri Bir direnç olmuştur bizde sevinçler Şimdi acının her kuraklığında Onlar Yüreğimizin ovalarına çiselenirler Boşuna değil bu ölürcesine sevmek Ve ölürken bile yürümek Boşuna değil Hep yatağı olduk tarihin ırmağının Yenilgilerle durulmanın Zaferlerle köpürüp kabarmanın Ama hiç bir zaman Anası olamadık geçmişi doğurmanın Yıdızlar ve sular tanıktır aç ve kavruk bir memeden Direnmeyi yudum yudum emen Bir çocuk gibi ögrendik Ve direndik Ordular kurduk türkü renklerinden Bütün ağıtları bir hücumda yendik Acıya kurşun işlemez artık Biz yaşamayı zulümsüz sevdik ************************************************* Adı Kayıp Deniz yok olursa diyor bir çocuk Balık kaybolursa Ne derim benden sonraki çocuklara İnsanlar kaybolurken gözaltılarda Çöllerde boğulan nehirler Ey çocuk Nasıl varır okyanuslara Adı karanfil ki suçu rengidir Özgürlük dilinde bir imge Tutsaklık dilinde bir söylencedir Karanlıkta bir el koparır dalından Artık ölüme varmış bir işkencedir Orman yok olursa diyor bir çocuk Ağaç kaybolursa Ne derim benden sonraki çocuklara İnsanlar kaybolurken gözaltılarda Dalından koparılan tomurcuk Ey çocuk Nasıl meyvelenir sana ve diğer çocuklara Adı narçiçeği ki suçu patlamak Birdenbire güneşe haykırmak Ve güneş diliyle kıpkızıl çoğalmak Karanlıkta bir el koparır dalından Adı kayıptır artık Daha meyveye bile durmadan Aç gözlerini o çığlıkları çocuk Kayıp analarının gözlerine bak O gözler ki karanfil kıvrımında nar çokluğu Sevda denizlerinde oğul ve kız yokluğudur Her biri bir depremdir yüreklerde Her biri açlık içinde zulüm tokluğudur Sen ki bir badem dalısın baharda Yüzünde solgun bir yeşil akşamı Dalıyor gözlerin bir çağın artıklarına Kazılardan yeni çıkmış gibisin Bakışlarında düş fosilleri Güneşli bir yeşili özler gibisin İnsanlar kaybedilirken ey çocuk İnsanlık adına Nasıl başlar bu yeşil ve mavi yolculuk Hangi gemi kalkar bu ülke limanlarından Hangi mavilikler karşılar seni Kıyılar zincir olmuş bileklerde Dalgalar yargısız infaz Al kalemi eline ey çocuk Yeşilin ve mavinin şiirini yeniden yaz ************************************************************ Kutup Yıldızı O korku vardı hep çıkılan yolda O korkusuzluk vardı Suyun su olduğu günden beri akardı Biri can verip aydınlatır Diğeri boğar ve yakardı Yaşamın her dönüm noktasında Bir ileri bir de geri Atılan adımlar gibi alçalma ve yücelme Atılan adımlar gibi Büyüme ve küçülmeydi adı Biri sevgi olup yapardı Diğeri öfke olup yıkardı O korku vardı hep çıkılan yolda O korkusuzluk vardı *********************************************************** DAHA FAZLASI İÇİN TIKLAYIN 27 janvier Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat,Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde, Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı. yüreğine takmalı güneş gözlüklerini; seher yeli okşamalı saçlarını... bir gencin düşlerinde geleceği; ağlamayı bilmiyorsan, hakkını verebilsin sevdiklerinin; "Dost"Terentius, "Onunla her şeyi paylaşmak zevkinden mahrum kalınca, hiçbir zevki tatmamaya karar verdim" demiş, yitirdiği bir dostunun ardından. Nasıl bir insandan bahseder Terentius? Karşısında zavallı gibi görünmekten korkmadığımız, bizi değiştirmeye değil zenginleştirmeye çalışan, yargılayan değil, kendimizi sorgulamamıza yardımcı olan biri midir yitirilen? Sabahın 3'ünde çaldığımız kapısını açtığında, tek kelime etmeden kollarına atılıp ağlayabileceğimiz bir insan mıdır? Terentius'un acısını bu şekilde dillendiren? Nedenlerini merak etse de, gözyaşlarımızın dinmesini bekleyecek kadar anlayışlı, titrek sesimiz ve telaşlı cümlelerimizi sükûnetle dinleyecek kadar sabırlı, acımızın bir kısmını kendine yük edinecek kadar cömert ve yürekli insanlar mıdır dost diye seçtiklerimiz? Sadece sohbeti değil, sessizliği de sıkıcı olmayan; yalnızlığımızı unutmak için varlığı, eksikliğini hissetmemiz için yokluğu kafi gelen insanlara mı dostum deriz? Başımıza gelen güzel bir şeyin coşkusu yüreğimize sığmadığında, saate aldırmayıp telefona sarıldığımız ve karşımızdaki uykulu sese "Kulaklarına inanamayacaksın!" diye bağırdığımızda, "Sabahı bekleyemez miydin?" demeyen biri midir gerçek bir dost? Güzel bir film izlediğimizde, keşke O da olsaydı dediğimiz, okuduğumuz bir kitaptan bahsedebildiğimiz ve en mahrem sırlarımızı anlattıktan sonra rahatça uykuya dalabildiğimiz bir sırdaş mıdır yoksa? Konuşurken gözlerimizi kaçırmadığımız, kendimizi saklamadığımız ve yüzümüze en acı gerçekleri haykırırken bile darılmadığımız yalnızlığımız mıdır dost dediğimiz insanlar? Ne bileyim, aynı fikirde olmasak da uzlaşabildiğimiz, köprüleri atmadan da tartışabildiğimiz, her savaştan birlikte ve biraz daha güçlenmiş bağlarla çıktığımız insanlar mıdır dost payesi verdiklerimiz? Tanıdığımızı sanırken, daha keşfedilmeyi bekleyen nice el değmemiş duygular ve düşünceler taşıdığını gördüğümüz; sürekli bizi şaşırtan kendimiz midir onlarda sevdiğimiz? Aristo haklı mıdır; "Dostluk bir ruhun iki ayrı bedende yaşamasıdır" derken ve Terentius, başka bir bedende toprağa verdiği ruhunun yaşını mı tutmaktadır? Paylaştığı her şeye ölüm de mi dâhildir? Acaba, neyi kaybedeceğini, dostu ölmeden önce fark etmiş midir? Ya biz; her şeyi paylaşmanın, iddialı ve gerçek dışı geldiği günümüzde, sahip miyiz gerçek bir dosta? Ya da adımızın önüne dost sıfatı koyan insanlar var mıdır hayatımızda? Yoksa kendimizi sevmeyi başaramadığımızdan, şaşırıyor muyuz bizi sevdiğini söyleyen birinin varlığına, inanamıyor muyuz yanımızda kalmasına ve uzaklaştırıyor muyuz içten içe bizi sevmesini istediğimiz insanı kendimizden? Ve bir gün, bir el daha kayıp gittiğinde avuçlarımızdan, kendi mezarımızın başında ağlayacağımızı biliyor muyuz? İş işten geçmeden önce teşekkür edebiliyor muyuz sevdiğimize, hiç değilse bizi sevdiği için… |
|
|